Fotoğrafta en karanlık ve en
aydınlık bölümler arasındaki ışık yoğunluğudur. Örneğin; Işık kaynağından
yayılan ışığın konuyu her yönden eşit bir şekilde aydınlatması sonucu (bulutlu
havada çekilen) fotoğrafta kontrast düşük olur. Bunun karşıtı ışığın tek bir
yönden konuyu aydınlatması sonucu (güneşli havada çekilen) fotoğrafta kontrast
yüksek olur.
İyi bir fotoğraf için kontrast ana
etkenlerden birisidir. Fotoğrafta kontrast ne fazla ne eksik olmalıdır.Yüksek
kontrast koyu gölgelerden parlak beyaz aydınlıklara kadar geniş bir ton
farklılığı içerir. Az kontrast karanlık gölgeler ve parlak aydınlıkların aşırı
uçlarını içermeyen daha sınırlı bir ton farklılığı ifade eder.
Parlak güneşli bir havada yani
kontrastın yüksek olduğu zamanlarda bir yere baktığımızda tüm ton
farklılıklarını algılayıp detayları rahatlıkla görebiliriz. Unutulmaması
gereken filmlerin ton farklılıklarının gözlerimiz kadar olmadığıdır. Film farkı
göz ardı edilirse gözümüzün gördüğü detayları fotoğrafta göremeyiz.
Güneş ışınları, açık alanda her noktayı aynı
derecede aydınlatırlar.
Nokta ışık kaynaklarından
yapılan aydınlatmalar da uzaklık artıkça konuya düşen ışık şiddeti azalır.
Arkası yansıtıcılı
kaynaklar,
koni şeklinde, ışık kaynağından uzaklaştıkça genişleyen bir ışık hüzmesi
oluştururlar.
Diğer bir ışık kaynağı da gökyüzü, açık
renkli duvar yüzeylerinden gelen dağınık
ışık kaynakları şeklinde tanımlanabilir.
DOĞAL IŞIK
Doğa da fotoğraf çekerken ışık tek bir
kaynaktan yani güneşten gelir. Flaş, lamba, ateş, ayışığı, reflektör gibi
kaynaklar gün ışığının etkisini artırmak için kullanılırlar. Işığın kalitesi;
günün saati, konuya geliş yönü, ışığa müdahale veya filmin özelliklerinden
dolayı etkilenir.
Bir nesne üzerinden yansıyan ışık, nesnenin
özeliğine bağlı kalarak düzgün, dağınık, kontrastlı,sert , yumuşak, donuk,
sıcak, soğuk veya kırmızıdan maviye doğru değişik anlamlar verebilir.
Genellikle donuk, mat mavimsi ışık sakin ve durağan bir anlam verir. Koyu ve
sıcak ışık daha fazla heyecan ve enerji verir. Renkler bölümünde
hangi rengin hangi anlamlar verdiğine bir göz atmanızda yarar var.
Spektral
renklerin dünyasına ilk defa 1876'da fizikçi Sır Isaak Newton girmiştir.
Daha sonra renkli algılamada üç rengin yeterli olacağını "Young"
dile getirmiştir. "Maxwell" bu üç rengi görünür ışık
spektrumunun başı, ortası ve sonuna denk gelecek şekilde "Kırmızı", "Yeşil"
ve "Mavi"• • • olarak saptamıştır. Ancak üç reseptörün bulunması 1957'de
fizyolojist "Rushton"a kısmet olmuştur. Rushton gözde "Erythrolabe"
(Kırmızıya duyarlı) "Chromolabe" (Yeşile duyarlı) ve "Cyanolabe"
(Maviye duyarlı) adını verdiği üç reseptör tespit etmiştir.Bu üç reseptör
birlikte uyarıldığı zaman beyaz, hiç biri uyarılmadığı zaman ise siyah
algılanır. İki reseptörün birlikte uyarılmasından ikincil renkler algılanır.
%50
• Kırmızı + %50 • Yeşil
= • Sarı
%50 • Yeşil + %50 •
Mavi = • Turkuaz
%50 • Kırmızı + %50 •
Mavi = • Magenta (Mor)
%33 • Mavi + %33 •
Kırmızı + %33 • Yeşil = • Beyaz
Bu
üç reseptörden filogenetik olarak belli bir dalga boyuna ilk özgünleşen
mavidir. Kırmızı ve yeşil maviden daha sonra ayrıldığı için bu renklerle ilgili
renk körlüğüne daha sık rastlanır. Algılanan bilgiler beyinde oksipital loba
taşınır. Burada V1 adındaki alanda renk ve renkli formlara duyarlı hücreler
blob denen kümeler oluşturur. Siyah/Beyaz formlara duyarlı hücreler ise
interblob alanlarda toplanmaktadır. Renk bilgileri daha sonra yine oksipital
lobda olan V4 alanına taşınır. V4 renkli algıya ayrılmış özel alandır. V4'de
oluşan problemler akromatopsi (renkli algının bozulması) ile birlikte seyreder
ve hasta dünyayı grinin tonlarında algılar. Renk belleği ise genelde sözel ve
duygusal renk bellekleri olarak yapay bir şekilde sınıflanır. İşin bundan
sonraki kısmı sanatçıların ve psikologların alanına giren konulardır.
"Newton"
daha sonra kendi geliştirdiği renk halkasını uç uca birleştirerek spektrumda
eksik olan Magenta rengini oluşturdu. Daha sonra bu halkayı 12'ye bölerek renklerin
sistemli bir şekilde değerlendirilmesinde belki de ilk adımı atmış oldu.
Bauhaus sanat okulunda renk eğitimi veren "Iten", öğretisini
bu temele dayandırdı.
Boyaların
karıştırılması sonucunda ortaya çıkan renkleri açıklayan "Çıkartma"
veya "Substraksiyon teorisine" göre Turkuvaz, Magenta ve Sarı • • • renkleri ile tüm renklerin aslına yakın
reprodüksiyonu mümkün olmuştur. Bu üç renk günümüzün matbaası ve renkli
filmlerin temeli oldu. Çıkartma teorisine göre ortak olan renk yansıtılır, geri
kalan renkler emilir ve görülmez. Örneğin Mavi ve Yeşil reseptörleri uyaran
Turkuvaz ile Yeşil ve Mavi reseptörleri uyaran Sarı boyaların karıştırılması
sonucu her iki boyada ortak renk olan yeşil görünür, geri kalan renkler diğer
boya tarafından emilir. Mavi sarı tarafından kırmızı ise turkuvaz tarafından
emilerek yok olur.
%50
• Turkuvaz + %50 •
Magenta = • Mavi
%50 • Turkuvaz + %50 •
Sarı = • Yeşil
%50 • Sarı + %50 •
Magenta = • Kırmızı
%33 • Turkuvaz + %33 •
Magenta + %33 • Sarı = • Siyah
Gördüğümüz çoğu renk
"absorpsiyon" yolu ile oluşmuştur. Burada bir madde, gelen ışıkta
bazı dalga boylarını absorbe ettikten sonra geriye sadece göründüğü renge ait
dalga boylarını yansıtır. Transparan maddeler yansıttığı renkte değil, içinden
geçirdiği dalga boyları renginde görünür. Bazı floresan boyalar aldıkları ışığı
dalga boyunu değiştirerek farklı bir renkte ve dalga boyunda yansıtırlar.
Fosforesan boyalar ise aldıkları ışığı depolayıp uzun süre saçabilirler. Bazen
ışığın kendisi renklidir. Işığın kaynağı Kırmızı alev gibi sıcak veya neon/ateş
böceği kimyasal ışığı gibi soğuk olabilir. Sabun köpüğünde ve su yüzeyindeki
ince filmlerde birbirine çok yakın iki yansıtıcı yüzey vardır. Oluşan renkler,
iki ayrı yüzeyden yansıyan ışık dalgaları arasında oluşan interferans sonucu
oluşur. Bazı kelebek ve böceklerdeki doygun mavi ve yeşiller, CD ve plaklardaki
renkler, difraksiyon
ağırlık
değeri vererek bazı rakamlar tahsis etmiştir. Sarı 9, Turuncu 8, Kırmızı 6, Mor
3, Mavi 4, Yeşil 6. Tüm renkleri kapsamamasına rağmen Gothe'nin değerleri
benimsenmiş, bazı ressamlar bundan yola çıkarak bu rakamlar ile uyumlu alan
ölçümlerini tekrar hesaplamışlardır. Sarı 3, Turuncu 4, Kırmızı 6, Mor 9, Mavi
8, Yeşil 6. Bu alan genişliği değerlerini kullanırsak denge için mor/sarı oranı
9/3 = 3/1 olmalı.
Renk küresi:
* Ekvator düzleminde Newton halkası: Kuzey Kutbunda parlak bir beyaz ve Güney
kutbunda parlak bir Siyah bulunan bir küre düşünün. Kuzey ve Güney kutbunu bir
birine bağlayan çizgi üzerinde tüm gri tonları bulunsun. Kürenin içini, orta
eksene doğru doygunluğu azalan renkler doldursun. Ekvatorda saf renkler,
kuzey'e doğru açık renkler, güney'e doğru koyu tonları içersin. Meridyenler
üzerinde renklerin açık ve koyu tonları kaplamıştır. Ve işte renkleri oluşturma
formülü.
Renk küpü:
Renk küpleri RGB teorisine göre yapılmış küplerdir. Başka bir ifade ile küp ile
görünebilen tüm renkeri ifade etmek mümkün. Küpler RGB teorisinin görselleşmiş
halinden başka bir şey değildir.XYZ eksenlerinde RGB değerleri belirli bir ölçek
ile ifade edilince, en düşük değerden en yüksek değer kadar tüm renk tonlarını
içeren küp şeklinde bir yapı ortaya çıkar. Bu küp üzerinde 0,0,0 noktasındaki
renk siyah, 255, 255, 255 noktasındaki renk beyazdır. Diğer köşeler 3 birincil
renk olan kırmızı, yeşil, mavi ve üç ikincil renk olan sarı, turkuvaz ve
Magenta renklerine aittir. Küpün yüzeyine yakın bölümle genellikle doygun
renkleri, siyah ve beyaz köşe arasında çizilen küpün içinden geçen hayali
diyagonal'a yakın eksen doymamış renkleri içerir. Küpün tam ortası ise gridir.