1 - İslam’dan Önce Türk Resim Sanatı: İslam’dan önce Türklerde resim
biliniyor ve yapılıyordu. Çadır medeniyetine sahip gezici Türk
boylarından günümüze pek fazla eser kalmamıştır. Fakat belli yörelere
yerle şen kavimlerde resim sanatı ile ilgili eserlere rastlanır. Halı,
kilim, kumaş ve derilerdeki işlemelerle, kullanılan günlük eşya ve
silahların yüzeylerindeki motifler. Türklerin resim sanatına olan
yakınlığını ve bu alandaki yeteneklerini gösterir. Uygur Türkleri
zamanında yazılan kitaplarda, minyatür tekniğine uygun resimler
bulunmaktadır.
2 – İslam’dan Sonra Türk Resim Sanatı: Türklerin
İslam dinini kabul etmesinden sonra, resim sanatı daha çok dinsel
etkilerin altına girmiştir. Putperestliğin tamamen karşısında olan
İslam dini, bazı yasaklarla heykel ve resim sanatının karşısına
çıkmıştır. Aslında yeniliklere ve sanat gelişime açık olan İslamiyet,
yanlış yorumlarla bu amaca hizmet edememiştir. Bu etkiler altında kalan
Türkler de, ruhundaki resim yapma isteklerini, süsleme ve güzel yazı
yazma yolunda (hüsnühat) bulmuşlardır. Selçuklular devrinde süsleme
sanatı mimar? yapıtlara da girmiş, taş üzerine kabartma olarak yapılan
bu çalışmalarda insan, hayvan ve bitki motifleri süs unsuru olarak
kullanılmıştır. Önceki devirlere göre büyük bir gelişme gösteren
minyatür resimlerde de, genellikle din dışı konular ele
alınmıştır.Osmanlılar zamanında ise minyatür alanında gerçek bir
gelişme görülür. Bu devirde minyatür ve duvarlara süsleme yapanlara
nakkaş denilirdi.18. asırda yaşamış olan Levni, minyatür sanatın en
güzel örneklerini vermiştir. Bu yüzyılda İmparatorluğun batıya doğru
yönelmesi Levni’nin minyatürlerinde de görülmüştür. Önceleri çok
figürlü konular ele alındığı halde Levni, az figürlüleri hatta tek
figürleri işlemiştir. Çalışmalarında kişilerin karakterlerini
belirtmeğe çalışmış; o yıllarda memlekete gelen batılı ressamların
etkisi ile, az da olsa perspektif kurallarına uymaya çalışmıştır. Il.
Mahmud’un kendi portresini yağlı boya yaptırarak çoğaltması, resim
tarihimizde minyatür devrin hemen hemen sonu sayılır. Batılı
ressamların memleketimize gelmesi, askeri okullara resim derslerinin
konmuş olması ve bu okullarda yetişen yetenekli öğrencilerin Avrupa’ya
gidip, sanatlarını geliştirmesi ile, Türk resminde Batı etkisi
görülmeğe başlar.
3 - Batı etkisinde Türk Resim Sanatı: Batı resmi
ile ilgimiz, Fatih Sultan Mehmet’in saltanatı zamanında (1451-1481)
başlamıştır. Bu devirde İstanbul’a davet edilen Gentile Bellini
adındaki İtalyan ressamı, Fatih’in bir portresi ile bir madalyonunu
yapmış; saraydaki bazı odaların duvarlarını da resimlemiştir. Fatih’in
yaptığı bu hamle ancak saray duvarları arasında kalmıştır. Halbuki bu
zamanlarda, Avrupa resim sanatı yağlı boya tekniğine dayalı en büyük
sanat ustalarını yetiştirme çabası içinde idi. (Rönesans Devri).Batı
resim sanatına karşı ikinci ilgi III. Ahmet zamanında (1 703-1730)
olmuştur. Avrupa’dan İstanbul’a gelen ressamlar, çalışmalar yapmışlar
ve resimlerini Dolmabahçe Sarayında sergilemişlerdir. Bu olaylar, batı
resim zevkinin toplumumuza yayılmasını sağladığı gibi, o zaman ki Türk
ressamlarında da yağlı boya resme karşı bir ilgi uyandırmıştır.Türk
resim sanatında batı anlamı ile ilk çalışmalar III. Selim (1793) ve II.
Mahmud (1835) zamanında mühendis ve harp okullarına konulan resim
dersleri ile başlamıştır. Bu okullardan yetişen yetenekli gençler
Avrupa’ya resim sanatı öğrenimine gönderilmiş, dön düklerinde de
kendilerinden büyük yarar sağlanmıştır. Bu devirde yetişen
ressamlarımız, kendilerine özgü realist çalışmalarla dikkati
çekmişlerdir. Bunlardan Şeker Ahmet Paşa (1841-1906), Türkiye’de ilk
resim sergisini açmıştır. Osman Hamdi Bey’de (1842-1913) Eski Eserler
Müzesi’ni kurarak ilk defa memleketimize müzecilik fikrini getirmiştir.
Genel kültür bakımından da kendini yetiştirmiş olan Osman Hamdi Bey,
bugünkü Güzel Sanatlar Akademi’sinin de kurucusudur.Güzel Sanatlar
Akademi’sinden ve diğer okullardan yetişen değerli ressamlarımız,
çağımıza kadar süregelen resim sanatı akımlarını toplumumuza aktarma
çabası içindedir. Bunlardan Nazmi Ziya Güran (1 881-1 937) empresyonizm
ilkelerini en yakın şekilde ülkemize getirmiş, Sami Yetik (1876-1945)
milli harp sahneleriyle ün salmış, İbrahim Çallı’da (1882-1960) Genç
Türkiye Cumhuriyeti’nin sanat kurucularından olup uzun süre Güzel
Sanatlar Akademisi’nde görevler almıştır. Namık İsmail (1890-1935),
Ruhi (1 883-1 931), Avni Lifij (1889-1927), Ali Sami Boyar (1880-1967)-
Şevket Dağ (1876-1944), Feyhaman Duran (1886-1970), Hikmet Onat da
(1885-1977), 1950 sonrası dönemde Nuri İyem( 1915), Neşet Günal (1923),
Orhan Peker (1927-1978), Adnan Çoker (1928), Neşe Erdok(1940),
ülkemizin önemli resim sanatı ustalarındandır.


