Türkiye dahil dünyada birçok yeri
gezmişsiniz ve fotoğraflamışsınız fotoğraflarınıza bakınca kendinizi
belgesel fotoğrafçısı olarak tanımlayabilirmisiniz? Eğer öyleyse
Belgesel fotoğrafçılıgı olgusu sizde nasıl gelişti, sizdeki yansımaları
ve bakış açınız nedir bunlara?
Her şeyden önce nazik davetiniz için çok teşekkür ederim. Benim için hem sürpriz hem de büyük bir keyif oldu.
Kendimi
belli bir sınıfın temsilcisi olarak görecek kadar oturmuş bir tarzım
olduğunu sanmıyorum. Eğer belgesel fotoğrafçılığın ayıredici özelliği
bir hikaye anlatmak, sosyal bir mesaj vermek ise, bu sık sık
fotoğraflarımda başvurduğum bir tarz kuşkusuz. Yine de, fotoğraf
çekerken uzun süre öncesinden planlama yapmıyorum, konular çoğu kez
doğaçlama gelişiyor. Naçizane, farklı, çekici, şaşırtıcı olanı
yakalamaya çalışıyorum. Bu bazen Zanzibar Adası’nda sabahın yedisinde
bir çocuğun yüz ifadesi oluveriyor. Bazen Kasımpaşa’nın arka
sokaklarında evinin önünde oturmuş Sadık Amca. Geçen sene Cumhuriyet
Mitingi fotoğrafları takip ettiğim bir sitede çok popüler olmuştu. O
mitingde benim ilgimi ellerinde bayrak yürüyen gruplardan ziyade köfte
satanlar çekmişti. En çok da, arka fonda bayraklarla yürüyenler varken
ön planda hayatını kazanma telaşındaki köftecileri fotoğraflamışım
zaten.
İnsanlarla
sohbet etmeyi seviyorum, bu hem fotoğraf çekmemi kolaylaştırıyor hem de
fotoğrafın merkezindeki kişilerin hayatını, yani fotoğrafın hikayesini
oluşturmamı sağlıyor. Fotoğrafın hikâyesini kendisi anlatması
gerektiğine dair bir görüş var. Bu yaklaşım, fotoğrafın bakanlarda
sadece görsellikle bir duygu-fikir çağrışımı yaptırması gerektiğini
söylüyor bir bakıma. Ben biraz daha farklı bakıyorum. Aktarmak
istediğiniz bir hikaye ise, görsellik yanında kelimelere de başvurmak
bana en etkili yolmuş gibi geliyor.
Aileden “tarihçi genlerine”
sahip biri olarak, fotoğraflarımda tarihsel bir çerçeve vermeyi
seviyorum. Yine de, açıklama yaparken ilginç öğeleri öne çıkarmayı,
insanları şaşırtmayı, farklı kültürler veya zamanlar arasında ilişkiler
kurmayı tercih ediyorum. Üniversite yıllarında yaptığım profesyonel
rehberlik de bana bu konuda bir nebze fayda sağlıyor.
Bazen
Malezya’da çektiğim bir fotoğraftaki orkidenin çeşidini öğrenmek için
saatlerce araştırdığım olabiliyor. Ya da, İshakpaşa Sarayı’ndaki
kalorifer sisteminin dünyada bir ilk olup olmadığını. Bir başka
deyişle, fotoğraf altı açıklamaları korkarım bazen fotoğraf çekerken
harcadığımdan daha fazla zamanımı alabiliyor.
Fotoğrafla
tanışmanız nasıl oldu, işiniz gereği mi yoksa işinizi eğlenceli hale
getiren bir hobi mi? Daha doğrusu Fotograf çekmek için mi geziyorsunuz,
yoksa çok gezdiğiniz için mi fotoğraf çekiyorsunuz?
Fotoğrafla
ciddi şekilde ilgilenmem üniversite yıllarıma rastlıyor. Yakın bir
arkadaşımın tavsiyesiyle İFSAK’ta fotoğraf kursuna gitmiştim. Önceleri
üniversitede fotoğrafçılık kulübünde sonra tanıdık profesyonel bir
fotoğrafçının karanlık odasında siyah beyaz fotoğraflar tab ederek
başladım. 2-3 sene içinde dianın canlı renkli dünyası beni çekti ve
uzun yıllar renkli fotoğraflar çekip bu kareleri aile, arkadaş ve iş
çevremle dia gösterileri yaparak paylaştım.
Seyahat tutkum
fotoğrafçılıktan önce başladı. Ancak, şu anda hangisi daha önde ben de
bilmiyorum. Sanırım ikisi de birbirini besliyor ve tamamlıyor.
Gezdiğim
ülkelerin mesleğimle ilgili olup olmadığı sorusuna sık sık muhatap
oluyorum. 15 yıldır finans sektöründe çalışıyorum ve bu süre zarfında
fotoğrafçılık hobimle mesleki seyahatlerin çakıştığı örnek hemen hiç
olmadı.
Fotoğraflarını
çektiğiniz insanlar hem çok doğal görünüyor hemde kompozisyon olarak
ele aldığımızda dengeli bir çerçeve sunuyor bize; buradaki anahtar
nedir?
10 sene kadar önce çok yakın bir arkadaşım, bir
Karadeniz seyahati sonrası bana hep manzara çektiğimi, fotoğraflarımda
insan unsurunun çok az olduğunu söylemişti. O dönemden bu yana demek
tarzım değişmiş.
Her şeyden önce portre fotoğraflarımın çoğu
gerçek hayattan zaten. Stüdyo çekimi veya kurgu değiller. Moldellerimin
duruş veya bakışlarına müdahale etmiyor, oldukları doğal hallerini
yakalamaya gayret ediyorum.
Bazen tarihi bir mekanda kenarda
oturmuş sohbet eden çocukları çekiyorum. Mesela, Kamboçya’da Angkor
Wat’ı gördüğümde kelimenin tam anlamıyla büyülendim. Sadece mimari veya
sanat tarihine olan ilgimden değil, olağanüstü bir havası vardı bu
mekânın. Ancak, şimdi bakıyorum, 3-4 saat deli gibi oradan oraya
koşuşturduğum, tam anlamıyla kendimi kaybettiğim o ziyaret sırasında
kartpostallarda görmeye alıştığımız tek bir genel Angkor Wat manzarası
çekmemişim. Dua eden Budist rahip, rölyeflerdeki hareketleri taklit
eden çocuklar, tapınağın bahçesinde otları biçen işçiler, milli
bayramlarında ülke sembolü Angkor Wat’ı ziyarete gelmiş turuncu
elbiseli çocuk rahipler… Bu karelerin çoğunda ya bir detayı yakalamaya
çalışmışım ya da o tarihi ortamın fon oluşturduğu insan manzaralarını…
Fotoğraflarınıza
baktığımızda doğallıklarından bir şey kaybetmediklerini görüyoruz,
fakat Günümüzde yükselişi yadırganamaz olan photoshop tekniklerinide
gözardı edemeyiz, photoshop hakkında görüşleriniz nelerdir ? Fotoğraf
karelerini daha etkin kılmak adına photoshop tekniklerini
kullanıyormusunuz?
Fotoğraflarda doğallığı tercih
ediyorum belki ama, Photoshop’un yaratıcılığı kamçılayan imkânlarını
kullanabilenleri de takdir etmek gerek.
Fotoğrafçılar siyah beyaz
baskılarda film, banyo kimyasalları, kağıt malzemesi tecihleri ile
fotoğraflara zaten müdahale ediyorlardı. Şu anda en önemli fark bu
efektlerin çok daha etkin ve kolay uygulanabilmesi. Teknik bilgisini
her zaman takdir ettiğim, çok sevdiğim bir ağabeyin, Ümit Yüksel’in
verdiği bir örnek vardı: Ansel Adams’la ilgili bir sergide, siyah-beyaz
manzara fotoğrafçılığının bu duayeninin fotoğraflarında ne kadar
müdahale yaptığını, aynı negatiften seneler sonra nasıl farklı baskılar
çıkardığını görünce çok şaşırmış. Gerçekten de, “Photoshop çıktı
mertlik bozuldu” şeklinde bir yaklaşım bana doğru gelmiyor. Geçmişte de
fotoğraflara müdahale vardı, bundan sonra da olacak. Ansel Adams şöyle
demiş: “Arzu ettiğim görüntüleri elde ediyordum: objelerin gerçek
hayatta oldukları gibi değil, bende yarattıkları izlenime göre ve nihai
baskıda nasıl gözükmelerini istiyorsam o şekilde…”
Şahsen
fotoğraflarımda Picasa’daki basit keskinlik, doygunluk, kontrast gibi
ayarlar veya sepya gibi efektler dışında pek müdahale etmiyorum. Bunun
sebebi ise teknik bilgimin Photoshop kullanmaya yetmemesi. Zaten
yapılacaklar listemde birinci öncelik aydınlık oda dağarcığımı
genişletmek.
Bir fotoğrafçı mutlaka eğitim almış olmalı mı? Yeni başlayanlar için önerileriniz neler olur?
Eğitim gerekli mi? İki anlamda evet.
İlki,
hızlı bir öğrenme süreci ve doğru bir formasyon için. Internet çağında
kendi başınıza araştırma yaparak veya artık iyice zenginleşen fotoğraf
üzerine kitapları okuyarak kendinizi eğitmeniz mümkün. Ancak, bunun
gideceğiniz iyi bir kursun sunacağı bütünlüğü sağlaması zor.
İkincisi,
gidilecek bir kursun endirekt etkisi, ki ben bunu İFSAK’ta yaşamıştım,
kursiyerleri direkt tecrübeli fotoğrafçılar ve kendileri gibi
öğrenenlerle bir araya getirmesi. Bu doğal bir paylaşım ve teşvik
mekanizması yaratıyor.
Bu
formal eğitime ek şunu belirtmem gerekiyor. Hemen her hobi gibi,
fotoğrafçılıkta da öğrenmenin sınırı yok. Üstelik, teknik tarafı bir
yana, kompozisyon gibi sanatsal, modelle iletişim kurmak gibi sosyal
tarafını da kattığınızda, fotoğrafın çok yönlü ve çok derin bir alan
olduğunu görüyor insan. Optik-ışık üzerine hayatınızı öğrenerek
geçirebilir ve yapılan yeni buluşlarla öğrenmenin yaşı ve sınırı
olmadığını keşfedebilirsiniz. Naçizane teknik bilgi anlamında kendimi
çok yetersiz görüyor ve okuyarak, pratikte sınayıp deneyerek,
çevremdeki tecrübeli dostlara danışarak kendimi geliştirmeye
çalışıyorum.
Yeni başlayanlara, bizim fotoğrafa merak sardığımız
dönemde olmayan, ancak son senelerde büyük faydasını gördüğüm bir
önerim daha olur; o da fotoğraf paylaşım-yorumlama sitelerine üye
olmaları. Mümkünse hem yerli hem de yabancı sitelere. Kaliteli yabancı
sitelerin temel farkı, köken olarak şaşırtıcı bir çeşitliliğe sahip
olmaları. Bu tür yabancı sitelerden aklıma gelen ilk örnek ise
www.photosig.com. Paylaşım değil eleştiri sitesi, o kadar ki, yorum
yazmayan üyeler site yönetimi tarafından uyarılıyor, bazen fotoğrafları
başkalarının yorumuna ve puanlamasına kapatılıyor.
Hangi türde makine kullanıyorsunuz? Sizin için ekipmanın önemi nedir?
İlk
fotoğraf makinem AE-1 ikinci el bir Canon’du. Bu makineyi çaldırınca,
hiç unutmuyorum, ilk maaşımla Sirkeci’den bir Canon 1000 FN almıştım.
Uzun seneler bu analog makineyi kullandım. Ta ki, 2006 yazında dijital
dünyaya geçip Canon EOS 5D’yi edinene dek. Şu anda, geniş sayılabilecek
bir objektif ekipmanım var. Bunların sayısı arttıkça esneklik artıyor,
ancak, bazen objektif değiştirmekten helâk oluyorsunuz.
Ekipman
hiçbir zaman bir yaratıcı ve dikkatli gözün yerini tutmayacak. Ancak,
size teleobjektifle uzaktan çekme, veya geniş açı ile güzel bir
deformasyon verme esnekliği sağlayacak. Objektiflerin kalitesi ise
fotoğrafların keskinliği veya berraklığını belirleyecek. Diyaframın
açılma kapasitesi ise zor ışık şartlarında çekim kabiliyetinizi
artıracak vs. Dolayısıyla, esneklik için geniş bir ekipman büyük bir
avantaj.
Fotoğraf çekerken başınıza gelen bir olay veya yaşadığınız ilginç bir anı anlatır mısınız?
Fethiye’de,
Babadağ’dan yapılan yamaç paraşütü, fotoğrafçıları oldum olası çok
çeker. Ben de seneler önce Ölüdeniz’in türkuaz suları ve nefis
manzaralarını yukarıdan seyretmeyi sağlayan bu zevkli deneyimi yaşadım.
Profesyonel bir yamaç paraşütçüsü kumanda ederken sizin bütün
yaptığınız kalkış ve inişte çizgi filmlerdekine benzer koşma
hareketleri ile yardımcı olmak.
Havalandıktan sonra analog
makinemle fotoğraf çekmeye başladım. Tabii asıl çekici kısım Ölüdeniz’e
doğru inişte başlıyordu. İşte tam bu inişe başlamışken makinem
duruverdi. Baktım, pili bitmişti. Yanıma ağırlık olmasın diye pil de
almamıştım. Başımdan 1000 metre aşağı soğuk terler boşandı. İnişe kadar
makineyi kapatıp açarak, her seferinde bir poz olmak üzere 2-3 kare
daha çekebildim. Bu, hazırlık yapmanın ne kadar önemli olduğunu bana
öğreten güzel bir ders oldu.
Röportaj : Yasemin Tangören
Yasal Uyarı :
Bu sayfadaki tüm yazı ve görseller, www.bisanat.com.tr ve eser sahibine
ait olup , kısmen veya tamamen izinsiz olarak alınması, kopyalanması ve
kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’na göre suç
teşkil etmektedir.