Warning: in_array() [function.in-array]: Wrong datatype for second argument in /home/brc/domains/bisanat.com/public_html/fonksiyonlar.php on line 217
Erdem Kütükoğlu Röportaj
Erdem Kütükoğlu Röportaj
Türkiye dahil dünyada birçok yeri gezmişsiniz ve fotoğraflamışsınız fotoğraflarınıza bakınca kendinizi belgesel fotoğrafçısı olarak tanımlayabilirmisiniz? Eğer öyleyse Belgesel fotoğrafçılıgı olgusu sizde nasıl gelişti, sizdeki yansımaları ve bakış açınız nedir bunlara?

Her şeyden önce nazik davetiniz için çok teşekkür ederim. Benim için hem sürpriz hem de büyük bir keyif oldu.
Kendimi belli bir sınıfın temsilcisi olarak görecek kadar oturmuş bir tarzım olduğunu sanmıyorum. Eğer belgesel fotoğrafçılığın ayıredici özelliği bir hikaye anlatmak, sosyal bir mesaj vermek ise, bu sık sık fotoğraflarımda başvurduğum bir tarz kuşkusuz. Yine de, fotoğraf çekerken uzun süre öncesinden planlama yapmıyorum, konular çoğu kez doğaçlama gelişiyor. Naçizane, farklı, çekici, şaşırtıcı olanı yakalamaya çalışıyorum. Bu bazen Zanzibar Adası’nda sabahın yedisinde bir çocuğun yüz ifadesi oluveriyor. Bazen Kasımpaşa’nın arka sokaklarında evinin önünde oturmuş Sadık Amca. Geçen sene Cumhuriyet Mitingi fotoğrafları takip ettiğim bir sitede çok popüler olmuştu. O mitingde benim ilgimi ellerinde bayrak yürüyen gruplardan ziyade köfte satanlar çekmişti. En çok da, arka fonda bayraklarla yürüyenler varken ön planda hayatını kazanma telaşındaki köftecileri fotoğraflamışım zaten.



İnsanlarla sohbet etmeyi seviyorum, bu hem fotoğraf çekmemi kolaylaştırıyor hem de fotoğrafın merkezindeki kişilerin hayatını, yani fotoğrafın hikayesini oluşturmamı sağlıyor. Fotoğrafın hikâyesini kendisi anlatması gerektiğine dair bir görüş var. Bu yaklaşım, fotoğrafın bakanlarda sadece görsellikle bir duygu-fikir çağrışımı yaptırması gerektiğini söylüyor bir bakıma. Ben biraz daha farklı bakıyorum. Aktarmak istediğiniz bir hikaye ise, görsellik yanında kelimelere de başvurmak bana en etkili yolmuş gibi geliyor.
Aileden “tarihçi genlerine” sahip biri olarak, fotoğraflarımda tarihsel bir çerçeve vermeyi seviyorum. Yine de, açıklama yaparken ilginç öğeleri öne çıkarmayı, insanları şaşırtmayı, farklı kültürler veya zamanlar arasında ilişkiler kurmayı tercih ediyorum. Üniversite yıllarında yaptığım profesyonel rehberlik de bana bu konuda bir nebze fayda sağlıyor.
Bazen Malezya’da çektiğim bir fotoğraftaki orkidenin çeşidini öğrenmek için saatlerce araştırdığım olabiliyor. Ya da, İshakpaşa Sarayı’ndaki kalorifer sisteminin dünyada bir ilk olup olmadığını. Bir başka deyişle, fotoğraf altı açıklamaları korkarım bazen fotoğraf çekerken harcadığımdan daha fazla zamanımı alabiliyor.



Fotoğrafla tanışmanız nasıl oldu, işiniz gereği mi yoksa işinizi eğlenceli hale getiren bir hobi mi? Daha doğrusu Fotograf çekmek için mi geziyorsunuz, yoksa çok gezdiğiniz için mi fotoğraf çekiyorsunuz?

Fotoğrafla ciddi şekilde ilgilenmem üniversite yıllarıma rastlıyor. Yakın bir arkadaşımın tavsiyesiyle İFSAK’ta fotoğraf kursuna gitmiştim. Önceleri üniversitede fotoğrafçılık kulübünde sonra tanıdık profesyonel bir fotoğrafçının karanlık odasında siyah beyaz fotoğraflar tab ederek başladım. 2-3 sene içinde dianın canlı renkli dünyası beni çekti ve uzun yıllar renkli fotoğraflar çekip bu kareleri aile, arkadaş ve iş çevremle dia gösterileri yaparak paylaştım.
Seyahat tutkum fotoğrafçılıktan önce başladı. Ancak, şu anda hangisi daha önde ben de bilmiyorum. Sanırım ikisi de birbirini besliyor ve tamamlıyor.
Gezdiğim ülkelerin mesleğimle ilgili olup olmadığı sorusuna sık sık muhatap oluyorum. 15 yıldır finans sektöründe çalışıyorum ve bu süre zarfında fotoğrafçılık hobimle mesleki seyahatlerin çakıştığı örnek hemen hiç olmadı.



Fotoğraflarını çektiğiniz insanlar hem çok doğal görünüyor hemde kompozisyon olarak ele aldığımızda dengeli bir çerçeve sunuyor bize; buradaki anahtar nedir?

10 sene kadar önce çok yakın bir arkadaşım, bir Karadeniz seyahati sonrası bana hep manzara çektiğimi, fotoğraflarımda insan unsurunun çok az olduğunu söylemişti. O dönemden bu yana demek tarzım değişmiş.
Her şeyden önce portre fotoğraflarımın çoğu gerçek hayattan zaten. Stüdyo çekimi veya kurgu değiller. Moldellerimin duruş veya bakışlarına müdahale etmiyor, oldukları doğal hallerini yakalamaya gayret ediyorum.
Bazen tarihi bir mekanda kenarda oturmuş sohbet eden çocukları çekiyorum. Mesela, Kamboçya’da Angkor Wat’ı gördüğümde kelimenin tam anlamıyla büyülendim. Sadece mimari veya sanat tarihine olan ilgimden değil, olağanüstü bir havası vardı bu mekânın. Ancak, şimdi bakıyorum, 3-4 saat deli gibi oradan oraya koşuşturduğum, tam anlamıyla kendimi kaybettiğim o ziyaret sırasında kartpostallarda görmeye alıştığımız tek bir genel Angkor Wat manzarası çekmemişim. Dua eden Budist rahip, rölyeflerdeki hareketleri taklit eden çocuklar, tapınağın bahçesinde otları biçen işçiler, milli bayramlarında ülke sembolü Angkor Wat’ı ziyarete gelmiş turuncu elbiseli çocuk rahipler… Bu karelerin çoğunda ya bir detayı yakalamaya çalışmışım ya da o tarihi ortamın fon oluşturduğu insan manzaralarını…



Fotoğraflarınıza baktığımızda doğallıklarından bir şey kaybetmediklerini görüyoruz, fakat Günümüzde yükselişi yadırganamaz olan photoshop tekniklerinide gözardı edemeyiz, photoshop hakkında görüşleriniz nelerdir ? Fotoğraf karelerini daha etkin kılmak adına photoshop tekniklerini kullanıyormusunuz?

Fotoğraflarda doğallığı tercih ediyorum belki ama, Photoshop’un yaratıcılığı kamçılayan imkânlarını kullanabilenleri de takdir etmek gerek.
Fotoğrafçılar siyah beyaz baskılarda film, banyo kimyasalları, kağıt malzemesi tecihleri ile fotoğraflara zaten müdahale ediyorlardı. Şu anda en önemli fark bu efektlerin çok daha etkin ve kolay uygulanabilmesi. Teknik bilgisini her zaman takdir ettiğim, çok sevdiğim bir ağabeyin, Ümit Yüksel’in verdiği bir örnek vardı: Ansel Adams’la ilgili bir sergide, siyah-beyaz manzara fotoğrafçılığının bu duayeninin fotoğraflarında ne kadar müdahale yaptığını, aynı negatiften seneler sonra nasıl farklı baskılar çıkardığını görünce çok şaşırmış. Gerçekten de, “Photoshop çıktı mertlik bozuldu” şeklinde bir yaklaşım bana doğru gelmiyor. Geçmişte de fotoğraflara müdahale vardı, bundan sonra da olacak. Ansel Adams şöyle demiş: “Arzu ettiğim görüntüleri elde ediyordum: objelerin gerçek hayatta oldukları gibi değil, bende yarattıkları izlenime göre ve nihai baskıda nasıl gözükmelerini istiyorsam o şekilde…”
Şahsen fotoğraflarımda Picasa’daki basit keskinlik, doygunluk, kontrast gibi ayarlar veya sepya gibi efektler dışında pek müdahale etmiyorum. Bunun sebebi ise teknik bilgimin Photoshop kullanmaya yetmemesi. Zaten yapılacaklar listemde birinci öncelik aydınlık oda dağarcığımı genişletmek.



Bir fotoğrafçı mutlaka eğitim almış olmalı mı? Yeni başlayanlar için önerileriniz neler olur?

Eğitim gerekli mi? İki anlamda evet.
İlki, hızlı bir öğrenme süreci ve doğru bir formasyon için. Internet çağında kendi başınıza araştırma yaparak veya artık iyice zenginleşen fotoğraf üzerine kitapları okuyarak kendinizi eğitmeniz mümkün. Ancak, bunun gideceğiniz iyi bir kursun sunacağı bütünlüğü sağlaması zor.
İkincisi, gidilecek bir kursun endirekt etkisi, ki ben bunu İFSAK’ta yaşamıştım, kursiyerleri direkt tecrübeli fotoğrafçılar ve kendileri gibi öğrenenlerle bir araya getirmesi. Bu doğal bir paylaşım ve teşvik mekanizması yaratıyor.


Bu formal eğitime ek şunu belirtmem gerekiyor. Hemen her hobi gibi, fotoğrafçılıkta da öğrenmenin sınırı yok. Üstelik, teknik tarafı bir yana, kompozisyon gibi sanatsal, modelle iletişim kurmak gibi sosyal tarafını da kattığınızda, fotoğrafın çok yönlü ve çok derin bir alan olduğunu görüyor insan. Optik-ışık üzerine hayatınızı öğrenerek geçirebilir ve yapılan yeni buluşlarla öğrenmenin yaşı ve sınırı olmadığını keşfedebilirsiniz. Naçizane teknik bilgi anlamında kendimi çok yetersiz görüyor ve okuyarak, pratikte sınayıp deneyerek, çevremdeki tecrübeli dostlara danışarak kendimi geliştirmeye çalışıyorum.
Yeni başlayanlara, bizim fotoğrafa merak sardığımız dönemde olmayan, ancak son senelerde büyük faydasını gördüğüm bir önerim daha olur; o da fotoğraf paylaşım-yorumlama sitelerine üye olmaları. Mümkünse hem yerli hem de yabancı sitelere. Kaliteli yabancı sitelerin temel farkı, köken olarak şaşırtıcı bir çeşitliliğe sahip olmaları. Bu tür yabancı sitelerden aklıma gelen ilk örnek ise www.photosig.com. Paylaşım değil eleştiri sitesi, o kadar ki, yorum yazmayan üyeler site yönetimi tarafından uyarılıyor, bazen fotoğrafları başkalarının yorumuna ve puanlamasına kapatılıyor.



Hangi türde makine kullanıyorsunuz? Sizin için ekipmanın önemi nedir?

İlk fotoğraf makinem AE-1 ikinci el bir Canon’du. Bu makineyi çaldırınca, hiç unutmuyorum, ilk maaşımla Sirkeci’den bir Canon 1000 FN almıştım. Uzun seneler bu analog makineyi kullandım. Ta ki, 2006 yazında dijital dünyaya geçip Canon EOS 5D’yi edinene dek. Şu anda, geniş sayılabilecek bir objektif ekipmanım var. Bunların sayısı arttıkça esneklik artıyor, ancak, bazen objektif değiştirmekten helâk oluyorsunuz.
Ekipman hiçbir zaman bir yaratıcı ve dikkatli gözün yerini tutmayacak. Ancak, size teleobjektifle uzaktan çekme, veya geniş açı ile güzel bir deformasyon verme esnekliği sağlayacak. Objektiflerin kalitesi ise fotoğrafların keskinliği veya berraklığını belirleyecek. Diyaframın açılma kapasitesi ise zor ışık şartlarında çekim kabiliyetinizi artıracak vs. Dolayısıyla, esneklik için geniş bir ekipman büyük bir avantaj.


Fotoğraf çekerken başınıza gelen bir olay veya yaşadığınız ilginç bir anı anlatır mısınız?

Fethiye’de, Babadağ’dan yapılan yamaç paraşütü, fotoğrafçıları oldum olası çok çeker. Ben de seneler önce Ölüdeniz’in türkuaz suları ve nefis manzaralarını yukarıdan seyretmeyi sağlayan bu zevkli deneyimi yaşadım. Profesyonel bir yamaç paraşütçüsü kumanda ederken sizin bütün yaptığınız kalkış ve inişte çizgi filmlerdekine benzer koşma hareketleri ile yardımcı olmak.
Havalandıktan sonra analog makinemle fotoğraf çekmeye başladım. Tabii asıl çekici kısım Ölüdeniz’e doğru inişte başlıyordu. İşte tam bu inişe başlamışken makinem duruverdi. Baktım, pili bitmişti. Yanıma ağırlık olmasın diye pil de almamıştım. Başımdan 1000 metre aşağı soğuk terler boşandı. İnişe kadar makineyi kapatıp açarak, her seferinde bir poz olmak üzere 2-3 kare daha çekebildim. Bu, hazırlık yapmanın ne kadar önemli olduğunu bana öğreten güzel bir ders oldu.

Röportaj : Yasemin Tangören

Yasal Uyarı : Bu sayfadaki tüm yazı ve görseller, www.bisanat.com.tr ve eser sahibine ait olup , kısmen veya tamamen izinsiz olarak alınması, kopyalanması ve kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’na göre suç teşkil etmektedir.

Yazı Bilgileri

  • Ekleyen: Bisanat
  • Ekleyen kullanıcı adı: ilker - Genel Yönetici
  • Tarih: 11/05/2008 00:29
  • Kategori: Röpörtaj
  • Okunma: 420
  • Okunma izni: Herkese Açık
  • Yorumlanma: 0
  • Yorumlama izni: Sadece Üyelere
  • Etiketler: Erdem Kütükoğlu Röportaj
  • Bunları da okudunuz mu?

    Bi Sanat - 2006, 2008 Sitedeki eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine aittir. İstek & Şikayetleri iletişim bölümünden bildirebilirsiniz.
    Bu site phpSG v.0.6.2 ile hazırlanmıştır.
    .