Fotomuhabiri.com sitesinden alıntıdır.
- ''İYİ FOTOĞRAF İNSANIN YÜREĞİNE HANÇER GİBİ SAPLANIR''
- ''BAZI RÖPORTAJLARIN ÖN HAZIRLIK SÜRESİ 3 YIL SÜRÜYOR''
- ''ÖYLE TEHLİKELİ YERLER OLUYOR Kİ; GİTTİĞİM YERLERE REHBERLERİM BENİMLE GELMİYOR!''
- ''İLİŞTİRİLMİŞ (EMBEDDED) MUHABİRLİĞE KARŞI DEĞİLİM. öNEMLİ OLAN İNSANIN BEYNİNİ İLİŞTİRMEMESİ''
- ''ÜZERİNDE İSMİMİN YAZILI OLDUĞU BİR MERMİ VAR VE 20 YILDIR PEŞİMDE. BİLMİYORUM NE ZAMAN BENİ BULACAK''
RÖPORTAJ - FOTOĞRAF: Abdurrahman Antakyalı
 |
|
Reza, vizöre bakışı sırasında oluşan alın kırışıklığının kalıcı hale geldiğini gülerek söylüyor.
|
Fotoğraflayacağınız konuları siz mi belirliyorsunuz?
Konuyu
yüzde 90 ben belirlerim. 25 yıldır bu işin içindeyim. Gerek National
Geographic’e gerekse diğer dergilere konuyu ben öneririm.
Konuyu belirledikten sonra nasıl bir ön hazırlık aşaması geçiriyorsunuz?
Benim
fotoğraf çektiğim ülkelerde fotoğraf çekmek oldukça zor. Foto-röportaj
sırasında işin sadece yüzde 20’si fotoğraf çekmektir. Geriye kalan
yüzde 80’lik bölüm araştırma ile geçer. Tarih, edebiyat, ekonominin
yanı sıra gideceğiniz ülkenin güncel gündemini de çok iyi bilmeniz
gerekir. Böyle olmazsa manipülasyonlarla karşı karşıya kalırsınız.
Sizi yanlış yönlendirenlere teslim olur, objektif bir sonuca
ulaşamazsınız.
Peki “doğru kişilerle” nasıl bağlantıya geçiyorsunuz?
(Burnundan
kuvvetli bir nefes alıyor) İyi bağlantıların kokusunu alırsınız
(gülüyor).Yapacağınız röportaj ile ilgili daha önce o ülkeye gitmiş
gazeteci ya da yazarlarla konuşursunuz. Uluslararası ajansların
çalışanları ile konuşursunuz. Ancak bilgiyi bu şekilde bile olsa tek
kişi ile değil en az on kişiden alırım. Ancak bu şekilde farklılığı
sağlarsınız. Yoğun bir e-mail ve telefon trafiği yaşarım anlayacağınız.
Tüm bunları sağladıktan sonra sorunsuz bir foto-röportaj yapılabilir mi?
Suudi
Arabistan’da hac ile ilgili röportaj için gereken tüm izinleri
almıştım. İzni verirken bazı kısıtlamalar getirmişlerdi. Bunlardan biri
de ülkede çalışan yabancı işçilerin fotoğraflarının çekilmememsiydi.
Onlar “çekme” diyorlardı ama ben gitmem ve onları çekmem gerektiğini
biliyordum. Fotoğraf makinamı yanıma almadan işçilerin yoğun yaşadığı
bölgeye gittim. Çevreyi gezip ön hazırlıklarımı yaptım. Bir Türk işçisi
de bana yardımcı oldu. İstediğime ulaşmış, onların yaşadıkları kötü
koşulları fotoğraflamıştım. Dört-beş işçinin uyku anını gösteren
fotoğraf National Geographic’in o sayısında 3. fotoğraf olarak
kullanıldı. Bu fotoğraf üzerine derginin o sayısı Suudi Arabistan’da
yasaklandı. Bu dergi tarihinde bir ilkti.
Konunuzu kararlaştırdınız ve projenizi sundunuz. Ne kadar bir süre içinde ilk fotoğraflar çekilmeye başlanıyor?
NG’de
bir projenin oluşumu ve dergi üst yönetimi tarafından kabul edilmesi
bir yılı bulabilir. Projeniz kabul edildikten sonra sizden “iş planı”
istenir. Suudi Arabistan’da biraz önce belirttiğim foto röportajının
planlamasını 2000 yılında yapmıştım. Röportajım ancak derginin Ekim
2003 sayısında yer aldı. 1991 yılında Türkiye ile ilgili iş planımı
yaptım. Benim planımda yer verdiğim cümlelerden biri bu ülke ile ilgili
geniş bir röportaj yapılması gerektiği, 3-4 yıl içinde Türkiye’de
Refah Partisi’nin iktidara geleceği idi. “Nereden biliyorsun?” diye
sordular. (Burnundan kesik nefesler alıyor) Hissedeceksin...
Türkiye röportajını tamamlamak için ne kadar süre istemiştiniz?
 |
|
Reza ve Abdurrahman Antakyalı Ankara Kalesi'nde.
(Fotoğraf: Selahattin Sevi) |
Türkiye’de
4 ay çalışmam gerektiğini belirtmiştim ama bu süre iki ay aştı. Bunda
Fransa’ya dönme zorunluluğum etkili oldu. Ama net 4 ay çalıştım.
Döndükten sonra da üzerinde 6 ay çalışıldı. Fotoğraflar seçildi.
Yazının yazılması da tamamlandıktan sonra dergiye gireceği kesinleşen
fotoğraflarla ilgili soruşturmalar yapıldı. National Geographic bu
konuda çok titizdir. Derginin merkezinde bir kattaki görevliler,
dergiye girecek yazı ve fotoğrafların kontrolu ile görevlidir. Bu, foto
muhabiri ve muhabire güvensizlik değildir. “Sıfır hata” prensibi ile
çalışılır. Örneğin benim Cizre’de çektiğim bir fotoğrafın tarihi ve
fotoğraftaki kişilerin bilgisi istendi. Derginin kontrol biriminden bir
kişi kopya baskılarını aldığı fotoğraflarımla birlikte Türkiye’ye gelip
fotoğraflarla ilgili bilgilerin kontrolünü yerinde yaptı. Bu, dergiye
giren tüm materyaller için geçerlidir.
En uzun süren ve aralıksız olarak evinizden uzak kaldığınız fotoğraf çalışmanız hangisi oldu?
En
uzun projem 1995 yılında aralıksız olarak 6 ay çalıştığım Doğu
Türkistan projesi oldu. Çin hükümetinden gerekli izinler dergi
tarafından alınmıştı ancak Uygur bölgesine giriş izni bir türlü
verilmiyordu. Sonunda bu izin alındı ancak bir şartları vardı:
“Fotoğrafçınız Reza olmayacak! Başka birini görevlendireceksiniz”
(gülüyor) Neyse, o işi hallettik ama çok zor bir projeydi. İzni almış
olmanız yeterli olmuyor. İzin kağıdınız ülkenin her yerinde geçerli
olmuyor. Yöneticilerin yorumuna bağlı... Bu da sizi yoruyor ve
zorluyor.
Time,
Life, National Geographic gibi dünyanın en tanınmış dergileri için
fotoğraf çekiyor olmanız bazı kapıların size daha kolay açılmasını
sağlıyor mu?
Bu
dergilerin isimleri bazı kapıları daha kolay açıyor ama kapının
açılması ve eve girmen yeterli olmuyor. O ülkenin içinde neler
yapabileceğin, ne kadar güçlü fotoğraflar çekebileceğin önemli.
 |
|
Reza ile fotoğraf düellosu!
|
Yapacağınız
projelerin bütçesi nasıl hazırlanıyor? Derginin bir sayısında
yayınlanacak bu fotoğrafların maliyeti ne kadar oluyor?
NG’de
“Seyahat” birimi var. Gezi bütçesini bu birim çıkarır. Projenin
maliyeti ilgili detaylı bir çalışma yaparlar. Gidilecek ülkedeki otel
fiyatları, ulaşım giderleri, rehberlik hizmetleri vb. Bu araştırmanın
ardından size verilecek günlük harcırah belirleniyor. Genelde 200 ile
400 $ arasında oluyor bu ücret. Kalacağınız süreyle bu harcırah
çarpılıyor. Kullanmadığınız parayı almış olduğunuz harcama belgeleri
ile tekrar iade ediyorsunuz. Bütçenizi aşmanız pek hoş karşılanmıyor.
Bu kontrol mekanizması bence de gerekli.
Küresel
olaylar, oldukça güçlü ekonomik yapılara sahip ve sayıları pek de fazla
olmayan medya gruplarının objektif ve yazılarıyla dünyaya yansıtılıyor.
Uluslararası bir yayın organında çalışan biri olarak bu "kısıtlı
ayrıcalık" sizi de rahatsız ediyor mu?
İran’da
okula ilk başlayan çocuklara Şair Firdevsi’nin bir sözünü öğretirlerdi:
“Bilgi güçtür”. Bu çok doğru bir tanım olmasına rağmen günümüzde farklı
bir kavram daha egemen olmuştur. Egemen güçler hep halka gem vurmaya
çalışıp dururlar. Medya da günümüzde halkın beynine gem vurmaya
çalışıyor. Medyanın bu gücünün özellikle Vietnam Savaşı sırasında
anlaşılması, gücünün kontrol altında tutulması gerekliliğini egemen
güçlere gösterdi. Bir de iş dünyasının bu gücün farkına varması ve
medya sahipliğinin değişim göstermesi buna eklenince ortaya “sansürden
daha kötü” bir sonuç çıktı.
Webistan
adı altında bağımsız bir fotoğraf ajansı kurdunuz. Bağımsız medya biraz
önce belirttiğiniz bu karamsar tabloyu değiştirebilecek mi?
“Dünyanın
tüm karanlıkları bir araya gelse bir mumun ışığını söndüremez” der bir
İran atasözü. Bağımsız medya girişimcileri olarak farklı insanlar da
olsak küçük de olsa bir muma ışık olmaya gayret ediyoruz.
Mumu yaktınız mı peki?
Yakmamız lazım (gülüyor).
Foto
muhabirlerinin bağımsızlıklarına biraz daha düşkün tipler olduğunun
tarihsel örnekleri var. Kooperatif fotoğraf ajansı Magnum, 50 yılı
aşkın bir süredir varlığını sürdürüyor. Çok sayıda başka girişimin de
varlığını biliyoruz. Bu tarz foto muhabiri refleksleri hakkında ne
düşünüyorsunuz?
Foto
muhabirleri insanlarla derinlemesine yakınlaşıyorlar. Üstelik bu
yakınlık, o insanların genellikle kötü duruma düştüklerinde oluyor;
Deprem, savaş, açlık... Bu acılarla birebir ve sürekli karşı karşıya
kalınca da doğal olarak diğerlerinden farklı insan oluyorsunuz. Daha
bireyselleşiyorsunuz. Bu farklılığın kendini gösterdiği durumlardan
biridir belki de bu tarz girişimler. Fotoğrafın çekmek üzere bölgesine
gittiğiniz yerlerdekiler sizi yanlarına çağırırlar. Acılı bir kadın
kollarını açıp ağlayarak, “duyur bu halimizi herkese” derler. Bizim de
onun halini dünyaya göstermemiz lazım, yaparız da.
İliştirilmiş (embedded) muhabirlik hakkında ne düşünüyorsunuz? Hiç iliştirilmiş muhabir olarak bir olayı izlediniz mi?
Afganistan’da
15 gün ABD askerleri ile birlikte çalıştım. Birlikte devriyeye çıktık.
Embedded muhabirliğe karşı değilim kısacası. Önemli olan insanın
beyninin embedded olmaması. Ben yine kendi çekmek istediğim
fotoğrafları çektim.Anlamadığım şeylerden biri de şu: Eskiden askerlere
ısrar ederdik “bizi de götürün gittiğiniz yere” diye, şimdi ise
askerler götürüyor ve gideni eleştiriyorlar!
 |
|
Röportaj, Ankara Kalesi'ndeki Zenger Paşa Konağı'nda gerçekleşti.
|
Biraz
önce bahsettiğiniz ağlayan kadına dönelim isterseniz. Çektiğiniz
fotoğraflarla değiştirdiğiniz bir şeyler olduğuna inanıyor musunuz?
Lübnan’da
çok yakınımdaki bir eve bomba düştü. Patlamayla birlikte evden dışarı
insanlar fırladı. Yaralılar arasında iki de çocuk vardı. Dehşet bir
manzaraydı. Çok sayıda fotoğraf çektim. Çocuklardan biri ölmüştü
diğerinin ayağına şarapnel parçası saplanmıştı. Ağlıyordum. Çocuğu alıp
hastaneye götürdüm. Fotoğrafları o zaman çalıştığım Sipa Press’e
gönderdim. Gökşin Sipahioğlu fotoğrafların çok çarpıcı olduğunu
söyledi. Bir süre sonra bulunduğum yere Norveç’ten bir ekip geldi. O
bölgeye çocuk hastanesi yapmak istiyorlardı. Ben de “Nereden geldi
aklınıza buraya hastane yapmak?” deyince bir gazeteyi gösterdiler ve
“İşte Norveç halkını etkileyen bu fotoğraf yüzünden” dediler. Fotoğrafa
bir bakım ve çığlığı attım:”Benim fotoğraf bu!” Bomba düşen evdeki
yaralı çocuğun fotoğrafıydı gösterdikleri...
Gittiğiniz
yerler genelde problemli bölgeler ve daha kapalı toplumlar. Fotoğrafını
çektiğiniz insanlarla diyalogu nasıl kuruyorsunuz?
Anlatmakla
olmaz bu. Doğu kültüründe insana bakış başkadır. Aşık olan bir genç,
diliyle söyleyemediği aşkını gözü ile, yüreği ile söyler. Bizde
iletişim kurmak için konuşmayı kullanma belki de onbeşinci sıradadır.
“Merhaba” deyip elini uzattığınızda, dokunduğunuzda güçlü bir
iletişimi başlatırsınız. Vücut dili çok önemlidir. Ayrıca gittiğim
yerde insanlara şunu hissettirmeye çalışırım: “Ben bir turist değilim,
para kazanmak için de sizinle değilim, sizi dinlemeye ve insanlara
anlatmaya geldim, sizin için buradayım”. Bunu hissetirdiğiniz anda
ruhların kapısı açılır ve rahatlıkla görevinizi yaparsınız.
Can güvenliğinizi nasıl sağlıyorsunuz? Güvenilir rehberlerle çalışmanız mı bunu sağlıyor?
Öyle
yerler oluyor ki gittiğim yere rehber benimle gelmiyor, tek başıma
gidiyorum. Genelde hislerimle hareket ederim. Nasıl oluyor bilmiyorum
ama benim biraz önce ayrıldığım yerlere bombalar düşüyor. Sanki biri
beni çağırıyor ve kurtarıyor. Bir keresinde, Taliban döneminde
Afganistan’da at ile dolaşıyordum. At ile çıkmanın zor olduğunu
düşünerek yaya tırmanmaya karar verdim ve attan indim. Henüz on metre
yaya gitmiştim ki atın üzerine bomba düştü ve hayvan paramparça oldu.
Başıma şöyle olaylar çok gelmiştir; ben bir yerden henüz ayrılmışımdır
ki orası bombalanmış, yerle bir olmuştur. Kısmete inanıyorum. Bir de
şuna inanıyorum; adımın üzerinde yazılı olduğu bir mermi var ve 20
yıldır peşimde dolaşıyor. Bilmiyorum ne zaman beni bulacak!
 |
|
Reza, Ankara Kalesi'nden aldığı nazar boncuklu tespihi bileğinde, Ankara'yı fotoğraflıyor.
|
Fotoğraf
çekerken kendinizden başkasına karşı sorumluluk duyuyor musunuz? Okura,
editöre karşı bir sorumlulukla hareket ettiğiniz oluyor mu?
Kesinlikle
sadece kendime karşı sorumlulukla hareket ederim. Çalıştığım tüm
dergilerde bu tarzda fotoğraflar çektim. İstemiyorlarsa istemesinler!
Dijital fotoğraf teknolojisi önemli bir pazara sahip oldu. Siz dijital fotoğraf makinası kullanıyor musunuz?
Dijital
teknoloji bir araçtır. Güzel bir şiiri okuduğunuzda şaire “Bunu hangi
kalemle yazdınız?” diye sorar mısınız! Belki de parmağı ile kuma
yazmıştır! Önemli olan ortaya konulan eserdir.
Peki
bu araçla aranız nasıl? Çünkü, Reza adını duyan birçok kişinin aklına
Leica fotoğraf makinası, filmi ile dağlarda dolaşan bir adam geliyor
(gülüşmeler). Reza’nın “teknolojik” yaşamdaki yeri ne?
Paris’te
beş-altı kişinin çalıştığı bir ofisim var. Onların görevi, çektiğim
fotoğrafları arşivlemek, taramak, sergi yapmak, kitap hazırlamak,
yazıları edit etmek. Onlara, “Siz benim için değil, ben sizin için
çalışıyor, dağlarda geziyorum" diyorum. (gülüşmeler)
“Hayatımın projesi” dediğiniz ancak henüz tamamlayamadığınız bir proje var mı?
Uzun
süredir üzerinde çalıştığım bir proje var. Çocuk hakları ile ilgili bir
proje bu. Savaş mağduru olan, kötü koşullarda yaşayan ve “gerçek
kurbanlar” diyebileceğim dünya çocukları ile ilgili bir proje bu.
Dünyanın geleceği olan bu çocuklar için bir şeyler yapmamız lazım.
Afgan çocukları için bir “Perwaz” (Uçmak) isimli bir gazete
çıkarıyorum. Hayalim, bu gazeteyi kuracağım bir vakıfla dünya genelinde
yayınlamak. Ruanda’da da Afganistan’da da okuyacak bir şey bulamayan
fakir ülkelerin çocuklarına iletebilmek.
Basın
fotoğrafçılığının en önemli fotoğraf yarışması olan World Press
Photo’nun jurisinde de yer aldınız. 50 binin üzerinde fotoğrafın
katıldığı bir yarışmanın seçici kurulunda yer almak nasıl bir
deneyimdi? Reza için “İyi fotoğraf”ın kriterleri neler?
İyi
fotoğraf benim kalbime hançer olup saplanan fotoğraftır. Kompozisyonu
güzelmiş yok başka bir şeymiş bunlar önemli değil benim için. İyi
fotoğraf önce kalbi sonra beyni uyarır. Fotoğraf, duygu ile başlar
çünkü. World Press Photo juri üyesi olmak tam bir işkence (gülüyor).
Günde 12 bin fotoğrafa bakıyorsunuz! Eleme el kaldırarak oluyor. El
kaldırıp indirmekten yorgun düşüyorsunuz.
Tartışma yaşanıyor mu?
Hem
de çok şiddetli! Özellikle de final aşamasında. Herkes kendi
beğendiğinin kazanmasını istiyor çünkü. Benim beğendiğim fotoğraf çok
eleştirilmişti. Başına siyah bir çuval geçirilmiş halde kucağındaki
çocuğuna sarılan bir Iraklı tutsağın fotoğrafıydı bu.(Bu fotoğrafı görmek için tıklayınız) Diğer
juri üyeleri bu fotoğrafı “çok düz” olmakla küçümsemişlerdi. İlk
oylamada 9 jüri üyesinden altı ya da yedisi muhalif oldu seçimime.
Bunun çok önemli bir sorunu gösterdiğini, bu konunun gelecekte de çok
işleneceğini savundum. Gizli oylamaya geçildi ve sonuçta benim
savunduğum fotoğraf büyük ödülü aldı. Ödül açıklandıktan bir süre sonra
Ebu Garip cezaevi fotoğrafları ortaya çıktığında diğer jüri üyeleri de
beni arayıp haklı olduğumu vurguladılar.
 |
|
Reza ve Ara Güler Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi önünde.
|
Time, Newsweek, Life ve NG gibi büyük dergiler için fotoğraf çektiniz. Fotoğraflarınızı kendiniz mi seçiyorsunuz editörler mi?
NG’ye
tüm filmleri gönderirim. Filmler hazır olduğunda Washington’a giderim.
İçinde 60 ila 80 kare arasını editörle birlikte seçeriz. Ancak
belirleyici olan benim görüşümdür. Editörle fikir alışverişine
girmediğimiz anlamına gelmiyor bu. Benim tarzım böyle olmakla birlikte
bazı fotoğrafçılar editör görüşlerine daha fazla önem veriyorlar. Diğer
dergilerle de böyle çalıştım.
Çekilen fotoğrafların seçim ve değerlendirmesini yapan iyi bir editörde ne gibi özellikler ararsınız?
En
iyi editör “altın göz”e sahip olanlardır ancak bunların sayısı çok
azdır. Çekilen binlerce kare arasından en iyisini bir çırpıda
görebilen, hisseden... Çok tecrübe sahibi olmaları gerekiyor ama bu
nitelikte birini bulmak çok zor.
Editörlük mü foto muhabirliği mi daha zor sizce?
(Gülüyor) Bence dünyanın en kolay işi fotoğraf çekmek.
REZA HAKKINDA BİRKAÇ NOT...
Deghati
olan soyadını fotoğraf yaşamında kullanmayan Reza, 1952 yılında İran'ın
Tebriz kentinde doğdu. Fotoğraf çekmeye 14 yaşında başladı. İran
Devrimi sırasında çektiği fotoğraflarla uluslararası arenaya adım atan
Reza, 1978-81 yılları arasında Newsweek, 1983 yılından 1988'e kadar da
Time dergisi için çalıştı. Birleşmiş Milletler'in bir projesi için iki
yıl Afganistan'ı fotoğraflayan Reza'nın halen çalıştığı National
Geographic dergisindeki ilk fotoğrafları 1993 yılında yayınlandı.
Derginin Mayıs 1994 sayısında gerçekleştirdiği Türkiye röportajı ses
getiren Reza, 1996 yılında Doğu Türkistan'da çektiği fotoğraflar ile
takdir topladı. Dünyanın en önemli basın fotoğrafçılığı yarışması olan
ve 50 bin'in üzerinde fotoğrafın katıldığı World Press Photo
yarışmasında da juri üyeliği yapan Reza'nın kitapları yayınlandı,
dünyanın çeşitli ülkelerinde çok sayıda fotoğraf sergisi de açıldı.
Reza'nın e-mail adresi: reza@webistan.com
Reza'nın web sitesi:www.webistan.com