Abidin Dino Portre Karikatür Sergisi
Abidin Dino Portre Karikatür Sergisi" Nazım Hikmet Kültür Merkezi'nde 20 Nisana tarihine kadar devam edicek.
Abidin Dino Portre Karikatür Sergisi" Nazım Hikmet Kültür Merkezi'nde 20 Nisana tarihine kadar devam edicek.
Nazım Hikmet Kültür Merkezi Sergi bitimi: 20 Nisan 2008
Adres:
Ali Suavi Sokağı (Sanatçılar Sokağı), No: 7,
Bahariye - İstanbul
Tel:
0216 414 22 39
e-mail:
info@nazimhikmetkulturmerkezi.org
webmaster@nazimhikmetkulturmerkezi.org
Abidin DİNO (1913-1993)
Abidin
DİNO 1913 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Ailenin en küçüğüydü. Üç
ağabeyi bir de ablası vardı. Ağabeylerinden Arif ve Ali karikatür ve
resimle uğraşmaktaydı. Küçük yaşta, kendisinin de anlattığı gibi
ağabeyi Arif Dino’nun kütüphanesinde karikatür ile ilgili kataloglara
bakarak çizim sevdası başladı. Kataloglardan bir tanesi onu çok
etkilemişti. Bu katalog Daumier’ in kataloguydu. Hayatını adayacağı ve
hasta yatağında bile yapacağı etkileyici çizimler bu andan sonra
başlamıştı. Küçüklüğünün büyük bir bölümü İsviçre ve Fransa’da
geçmişti. İstanbul’a geri döndüklerinde Robert Koleji'ne girdi. Daha
sonra çizim sevdası nedeniyle öğrenimini yarıda bıraktı. Dino yalnızca
çizim yapmak istiyordu. Çizim yapmaktan başka hiçbir şey O’nu
ilgilendirmiyordu. Daha gençlik yıllarında yaşına uymayan dev çizimler
yapıyordu.
1931 yılında 18 yaşındayken Artist Dergisi’nde
çizimleri yayınlanmaya başlamıştı. Yine aynı yıl Nazım Hikmet’in
“Sesini Kaybeden Şehir” adlı şiir kitabını resimlemişti. Daha sonra
Nazım Hikmet’le dostluları yıllar geçtikçe sağlamlaşmış ve birçok
kitabını resimlemiştir. Yirmi yaşında beş arkadaşıyla D Grubunu kurdu.
Bu yaşta Türkiye’deki sanat anlayışında bir devrim gerçekleştirmişti.
Bu grubun düşüncesi, birebir taklitçiliğe karşı ve insanın duygularının
ön planda olabilmesiydi. Başta, D Grubu ile o dönem insanları ve hatta
sanatçıları dalga geçmiş ve ciddiye almamıştı. Fakat Abidin’ i bunlar
ilgilendirmiyor, doğru bildiği yolda ilerliyordu.
1934 yılında
Atatürk portreleri çizmişti. Bu portreleri Atatürk’e de göstermiş,
Atatürk bu çizimleri çok beğenmiş ve beğenisini de bu portreleri
imzalayarak göstermişti. Abidin daha sonra Atatürk’ün de vesilesiyle
Sergey Yutkeviç’in film stüdyosunda çalışmak üzere Rusya’ya gitti.
Rusya’da üç yıl kaldı, film ve tiyatro alanında çalışmalar yaparak
tekrar Türkiye’ye döndü. Daha sonra Paris’e geçti. Paris’te beş
parasızdı. O dönem Paris’te para kazanmayı düşünürken bir arkadaşı
vesilesiyle Picasso ile tanıştı. Picasso, Abidin’e seramik atölyesinde
çalışabileceğini, yapacağı seramikler başına da para vereceğini
söyledi. Abidin daha ne isterdi. Picasso’nun atölyesinde çalışacak ve
birde üstüne para alacaktı. Bir yıl burada çalıştı ve Picasso’yla
dostluğunu da ilerletti. Abidin daha sonra tekrar Türkiye’ye döndü.
Döndüğünde Avni Arbaş ve Nuri İyem’ le birlikte Liman Sergisini
düzenledi. Bu sergide ilginç bir olay yaşandı. Sergiye konu olan
balıkçıların devlet adamlarından önce sergiye alınmaları o dönem devlet
adamlarını kızdırmıştı. Abidin daima ayrımcılığa karşı çıkmıştır.
Yazılarında ırkçılığa ve faşizme karşı çıktığı için 1941’de, önce
Mecitözü’ne daha sonra da Adana’ya sürüldü. Adana’da yazmış olduğu
“Kel” adlı piyesi yasaklandı. Ne yazık ki tek suçu yalnızca insanlığı
düşünmesiydi. 1943 yılında Abidin, Güzin Dino ile hayatını birleştirdi
ve Ankara’ya yerleşti. Fakat Ankara’da da Abidin’i bir türlü rahat
bırakmadılar. Sırf düşünceleri nedeniyle devlet O’nu takibe almıştı.
Abidin çaresiz kaldı ve Güzin Dino’yu Ankara’da bırakarak Roma’ya
gitti. Bu dönemde insan aklının alamayacağı bir olay yaşandı. Devlet
Abidin’in imzasının çekiç-orak olduğu kararını alarak tutuklamak üzere
evinin kapısına dayandı. Abidin yurt dışında olması nedeniyle imzasının
bulunduğu seramiklerine el konuldu. Sözde sanatçılardan kurulu bir
heyet imzanın gerçekten çekiç-orak olduğu kararını aldı. Abidin’i
tutuklayamadıklarından dolayı seramiklerini hapse koydular. Güzin Dino
ne kadar mücadele etse de seramikleri hapisten çıkaramadı. Daha sonra
seramiklerin çoğu parçalandı. Çok az bir kısmı Güzin’e iade edildi.
Güzin ve Abidin böyle tatsız bir olay yaşamalarından dolayı oldukça
öfkelendiler. Abidin Roma’dan Paris’e geçti, daha sonra Güzin’i de
yanına çağırdı. Böylece o dönem saygı değer devlet adamları Türkiye
için önemli bir sanatçıyı ülkeden kaçırmayı başarmıştı. Abidin
Paris’te Güzin ile birlikte memleket hasretiyle yaşamını sürdürdü. Kısa
zamanda Paris’te değer verilen bir sanatçı olarak tanındı. Devlet
Abidin’e bir atölye bile vermişti. Paris’te resim ve çeşitli
çalışmalara imza attı. Picasso, Chagall, Aragon, Tzara gibi hepsi kendi
alanında önemli sanat adamlarıyla dostluklar kurdu. Abidin, Türkiye’de
ve yurt dışında sayısız sergiler açtı. 1984 yılında Ankara Galeri Nev
Abidin Dino sergisi ile açılışını yaptı. Fransa’da 1967 yılında bir
böbreğinin alındığı dönemde hastanede yapmış olduğu çizimlerini
takiben, 1986 ve 1993 yıllarında ölüm döşeğinde yapmış olduğu
çizimleri, “Acının Resimleri” serisini ortaya çıkarmıştır. Abidin 80
yaşına geldiğinde dünyanın tanıdığı, fakat ülkesinde aynı değeri
görememenin verdiği bir hüzünle Paris’te hayata gözlerini yumdu.
İspanyolların Picasso’ya, Hollandalıların Van Gogh’a göstermiş olduğu
saygıyı ve değeri Türkiye ne yazık ki geçmişte ve günümüzde
Abidin’lere gösterememiştir. Umuyorum ki bir gün Türkiye’de, Abidin
Dino gibi kendi topraklarında doğmuş dünya çapında bir sanatçıyı kabul
eder ve adının verildiği bir müze ile saygısını ve sevgisini gösterir.
Abidin Dino ve Abidin Dino’lar gibi büyük ustalara sahip çıkılır...
Araştıran ve Yazan: Emre YILMAZ
Kaynakça:
-“Gel Zaman Git Zaman”, Güzin Dino, Can Yayınları, 2000.
-”A’dan Z’ye Abidin Dino” , Zeynep Avcı, YKY, 2001.
-“Abidin Dino El”, Galeri Nev, Norgunk Yayıncılık, 2004.
-“Ölüm mü?Ne Buluş!”, Abidin Dino, Sel Yayıncılık, 2005.
-“Abidin Dino Bir Dünya”, SSM, 2007.